Peygamber Efendimizin Toplantıları

Kişinin halkla ilişkileri itici de olabilir çekici de olabilir. Bu kişinin pozitif veya negatif yaklaşımıyla alakalıdır. Peygamberimizin (s) bu alandaki davranışlarını örnek almak için, konuyu bazı örneklerle açıklamakta yarar görüyoruz.

a) Allah’ı Zikir Ederdi

İster dille olsun, ister kalple ve ister amelle Allah’ın zikrinden gafil olmamak kulluğun bir gereğidir. “Resulullah (s) oturduğunda da kalktığında da, hep Allah’ı zikrederdi”[1]

Bir toplumda oturup kalkarken Allah’ı zikretmek, o toplumda bulunanları da etkilemekte, Allah’ı zikretmeye teşvik etmektedir.

b) Zahmetsiz ve Sade İdi

Resulullah (s) toplantılarda kendisine özel bir yer ayırmazdı. Meclisin başında oturmak gibi bir şartlanması yoktu. Nerede yer bulsa orada oturur, ashabına da öyle olmalarını emrederdi.

”Yerde otururdu, yerde yemek yerdi.”[2] Gösteriş yapmazdı. ”Köleler gibi yerde otururdu, çünkü kul olduğunu bilirdi.”[3]

Meclislere gittiğinde neresi müsait ise orada otururdu, başkalarına da bunu tavsiye ederdi. Kimse ayrımcılık yaptığı düşüncesine kapılmasın diye, herkese eşit bakar ve aynı seviyede ilgi gösterirdi.[4]

Ebuzer-i Ğifari’den şöyle rivayet edilir: ‘Resulullah (s) ashabının arasında otururdu. Bazen bir yabancı geldiğinde, Peygamber’i tanımaz ve orada olanlara Peygamber’in kim olduğunu sorardı. Sonra gelen yabancıların kendilerini tanıyabilmeleri amacıyla Resulullah’tan (s) özel bir yer yapılmasına dair izin istedik. Onun izniyle topraktan yüksek bir yer yaptık. Resulullah (s) oraya, biz de etrafına otururduk.[5]

Enes b. Malik şöyle diyor: ‘Peygamberin yanına gittiğimizde, halka şeklinde otururduk.’[6]

Böyle halka şeklinde oturmak, meclislerde tekellüfsüz olmak, teşrifattan uzak durmak ve ‘özel yer aramama’ anlamı taşır. Zahmetsiz ve tekellüfsüz yaşamak kalbi zengin insanlar için çok önemlidir. Ne güzel diyor şair şu anlamlı beyitte:

Zahmet vermek olmazsa yaşam ne güzel olur!

Dünyaya bağlılık olmazsa ölüm ne güzel (kolay) olur!

c) Edepli Otururdu

Başkasının yanında oturma şekli, insanın kültür ve terbiyesini ortaya koyar. İlahi terbiye ve eğitimden geçen Allah Resulü (s), toplumsal edebe herkesten çok dikkat ederdi: ”Başkalarının yanında ayağını uzattığı asla görülmemiştir.”[7]

”Genellikle kıbleye doğru otururdu. Yanına gelenlere saygı gösterir, bazen üzerine oturduğu sergiyi veya abasını üzerine oturmaları için onların altına sererdi. Aralarında akrabalık bağı olmamasına rağmen onları kendi yerine oturturdu.”[8]

”Dizlerini başkalarının yanında açmazdı.”[9]

Araplar bazen elbiselerini yukarı kaldırdıklarında dizleri ve bacakları görünürdü. Ama Allah Resulü (s) ayaklarını ve dizlerini örterdi.

Yemek yemek için sofraya oturduğunda, namazda oturur gibi dizlerini ve ayaklarını toplardı. Şöyle buyuruyordu: ”Ben bir kulum, kullar (köleler) gibi yer, kullar gibi otururum.”[10]

Bir gün Allah Resulü (s), mescitte otururken birisi yanına geldi. Allah Resulü (s) yalnız olmasına rağmen yerinden çekilip ona yer gösterdi. Adam ‘Ya Resulellah yer çoktu! Allah Resulü (s) şöyle buyurdu: “Müslüman’ın Müslüman üzerindeki haklarından biri de Müslüman kardeşi yanına geldiğinde ona yer göstermesidir.”[11]

Bu zarif konulara dikkat etmek, kalplere sevgi aşılar ve kardeşlik bağlarını güçlendirir. Toplumda başkalarına itina etmemek ve soğuk davranmak halkı insandan uzaklaştırır.

Bu tür zarafetleri yaşamımızda bulup çıkarmak, günlük hayatımızı böylesi güzelliklerle âdete süslemek hepimiz için aslında çok masrafsız ve gayet mümkün olan bir durum değil midir? Özellikle de gözlerimizin önünde Resulullah gibi güzel bir örnek varken.

d) Başkalarının Saygınlığını Korurdu

Çoğu zaman dostlar arasındaki birlikteliklerin tadı tuzu başka insanların eksiklerinin ortaya dökülmesinden, başkalarının ayıplarının anlatılmasından ibaret olabilmektedir. Bu hoş olmayan ve İslam’a aykırı bir durumdur. Peygamberimiz bu tür durumların ortaya çıkmaması için çok özen gösterirdi.

Hz. Ali’nin (a) şöyle buyurduğu rivayet edilir: ”Peygamber’in (s) meclisi, olgunluk, hayâ, sadakat ve huzur meclisiydi. O mecliste ses, gürültü olmazdı. İnsanların saygınlığı korunurdu. Kimse başkasının kusurunun peşinde olmaz, kimsenin ayıpları konuşulmazdı. Herkes dostluk, samimiyet, sefa ve takva üzere hareket ederdi. Büyüklere saygı gösterilir, küçüklere şefkat edilirdi. Bir sıkıntısı için başvuranlarla ilgilenilir onlara öncelik tanınırdı. Vatanından uzak düşünler için bir sığınaktı Peygamber’in meclisi. ”[12]

Açıktır ki, birlikteliklerin bu şekilde olması, toplumun manevi yönden eğitilmesinde ve edep kültürünün oturmasında büyük bir rol oynar. Peygamber efendimizin toplantılarında biri konuştuğunda kimse konuşmaz, herkes konuşanı dinlerdi. Birbirlerinin sözlerini kesmezlerdi. Resulullah’ın (s) sözlerini can-ı gönülden ve sanki başlarının üzerinde kuş varmış gibi sükûnetle dinlerlerdi. Resulullah’ın (s) konuşması bitince onlar konuşmaya başlayabilirlerdi. Peygamber’in (s) dışında bir başkası konuştuğunda da sözü bitmeyinceye kadar kimse araya girmezdi.”[13]

Resulullah’ın (s) huzurunda başkalarından söz ediliyorsa bu onların sıkıntılarını gidermek, onlara yardım etmek için olmalıydı. Resulullah’ın (s) kendileri: “Bana ulaşamayan veya benim yanımda isteğini söyleyemeyen kimseleri bana bildirin. Çünkü Allah-u Teâlâ, kıyamet günü sıkıntılı insanlarla onlara yardım edecek olanlar arasında aracı olanların ayaklarını sırat köprüsünde sağlamlaştıracaktır” diye buyurmuştur.

”Onun yanında sadece ihtiyaçlar konuşulur, başkalarının hata ve sürçmelerinden söz edilmesine fırsat verilmezdi.”[14]

e) Zor Durumda Olanlara Yardım Ederdi

Resulullah (s) meclislerinde halkın ihtiyaçlarını sorar ve onların giderilmesine çalışırdı. Bu yüzden meclisleri çok hayırlı ve bereketli olurdu. İhtiyacı ve işi olanları sonuna kadar dinlerdi. Elinden bir şey gelirse yapar, gelmezse güzel sözlerle onun gönlünü hoş ederdi. İşi olanın kendisi kalkıp gidinceye kadar beklerdi, onun sözünü yarıda kesip kalkıp gitmezdi.[15]

Peygamberimiz ”Birlikteliklerinizin topluluklarınızın hakkını verin” diye buyuruyordu. ‘Birlikteliklerimizin hakkı nedir?” diye sorulduğunda şöyle buyurmuştu: ”Gözlerinizi uygunsuz şeylerden sakının, selamın cevabını verin, köre yol gösterin, iyiliği emredip kötülükten sakındırın.”[16]

Müslümanlara faydası, yardımı ve fedakârlığı daha çok olanlar, Allah Resulü’nün daha yakın olurlar ve seçkin dostlarından sayılıyorlardı.[17]

Hz. Ali’nin (a) şöyle buyurduğu rivayet edilir: ”Allah Resulü’ne (s) müracaatta bulunanların bazılarının bir işi, bazılarının iki işi, bazılarının da birçok işi olurdu. Allah Resulü (s), onlarla ilgilenir, sorunlarının hallolması için her birine ayrı ayrı zaman ayırırdı.”[18]

Allah Resulü’nün (s) toplantıları her zaman faydalı geçerdi. Ahlakî konular, toplumsal davranışlar, ibadet ve benzeri konularda herkes kendine göre istifade eder ve bir feyiz alırdı.

Huzuruna çıkanlar eli boş dönmezlerdi. Ya dini bilinçleri artar, ya maneviyatları gelişir, ya da hatta maddi faydalar elde ederek çıkarlardı onun huzurundan.

Hz. Ali (a) şöyle buyuruyor: ”İlim ve feyiz almak için yanına gelirlerdi, manevi bir haz tatmadan dönmezlerdi. Ayrıldıklarında her biri birer kılavuz olarak çıkarlardı yanından.”[19]

Son olarak Allah Resulü’nün (s) meclislerinin bitiş şekline de değinelim: Ne zaman bir toplantıdan kalkıp gitmek istese şu duayı okurdu: “Subhanekellahumme ve bi hamdike, Eşhedü en la ilahe illa ente. Esteğfiruke ve etubu ileyke.” (Münezzehsin Allahım ve sana hamd ediyorum. Şehadet ederim ki senden başka ilah yoktur. Senden bağışlanma diliyorum ve sana yöneliyorum.)

Sonra şöyle buyururdu: ”Bu duaları Cebrail bana öğretti.”[20]

Umut ederiz ki, İslam ümmeti o yüce Peygamber’in (s) toplumsal ahlakını gerçekten kendisine örnek alır ve o güzelim fazilet aynasından yeterince feyizlenir.

[1]Biharu’l-Envar, Allame Meclisi, c.16, s.228.

[2]-Aynı kaynak, s.222.

[3]-Aynı kaynak, s.225.

[4]Mekarimu’l-Ahlak, Tabersi, s.14.

[5]-Aynı kaynak, s.16.

[6]Biharu’l-Envar, Allame Meclisi, c.16, s.236.

[7]-Aynı Kaynak.

[8]el-Muheccetu’l-Beyza, Feyz-i Kaşani, c.4, s.131; Biharu’l-Envar, Allame Meclisi, c.16, s.240

[9]Mekarimu’l-Ahlak, Tabersi, s.17

[10]el-Muheccetu’l-Beyza, Feyz-i Kaşani, c.4, s.135.

[11]Biharu’l-Envar, Allame Meclisi, c.16, s.240

[12]Sünenü’n-Nebi, Allame Tabatabai, s.17

[13]-Aynı kaynak

[14]Biharu’l-Envar, Allame Meclisi, c.16, s.151

[15]Mekarimu’l-Ahlak, Tabersi, s.17

[16]-Aynı kaynak S.26

[17]Biharu’l-Envar, Allame Meclisi, c.16, s.151

[18]Sünenü’n-Nebi, Allame Tabatabai, s.15

[19]-Aynı kaynak

[20]el-Muheccetu’l-Beyza, Feyz-i Kaşani, c.4, s.132