Peygamberimizin Yemesi Ve İçmesi

Resul-u Ekrem’in (s) sünnetinde yemek, içmek, sofra âdâbı ve beslenme tarzı gibi konularda çok eğitici nükteler bulunmaktadır. Peygamberimizin sünnetinin önemli ve öğrenmeye değer bölümlerinden biri de bu bölümdür. Çeşitli başlıklar altında bu konuyu ele alacağız.

a) Midesinin Esiri Değildi

Boğaz düşkünü olmak ve yeme içme konusunda hırslı davranmak kötü huylardan biridir. İlahî önderler, midelerinin esaretinde olmayan, yemek içmek için yaşamayan ve yemeği hayatta kalmak için isteyen faziletli insanlardır.

Yemek konusu, Peygamberimizin (s) dünya zevklerine itinasızlığını ortaya koyan bir başka sahadır. İmam Cafer-i Sadık’ın (a) buyruğuna göre Peygamber’imizin (s) en çok sevdiği şey aç halde Allah’a karşı huşu içinde olmaktı.[1]

İmam Cafer-i Sadık (a), Peygamber’in (s) açlık çekmeleri, doymadan yemekten kalkmaları ve arpa ekmeğiyle yetinmeleri gibi konulardan bahsederken şunları da ekliyordu: ”Ben, Peygamber’in (s) yokluktan dolayı ve bulamadığı için yemediğini söylemiyorum! Bazen bir kişiye yüz deve ödül verdiği olurdu. Eğer isteseydi yiyebilirdi. Cebrail üç defa yeryüzünün hazinelerinin anahtarlarını getirdi. Ahiret makamlarından en küçük bir şey eksilmeden onları seçme hakkı olduğunu söyledi. Ama Peygamber (s), Allah karşısında tevazuu seçti.”[2]

Birisi İmam Sadık’tan (a): “Resul-u Ekrem’in (s) doyasıya buğday ekmeği yemediği doğru mudur?” diye sorduğunda İmam “Hayır” diye cevap verdi ve ekledi: O zaten buğday ekmeği yemezdi. O arpa ekmeğini de doyasıya yemedi.’[3]

Helal olma şartının dışında yemek seçme anlamında hiçbir özel şartı yoktu. ”Her türlü yemeği yerdi.”[4] “Hazır olan yemeği yer, bulduğunu geri çevirmezdi.”[5]

b) Nimete Saygılıydı

Bütün yiyecekler, içecekler, meyveler ilahi bir nimettir ve şükürlü olup bu nimetlere saygı göstermek gerekir. Yemek beğenmemek bir çeşit şükürsüzlüktür.

”Resulullah (s) her türlü nimete naçiz ve az da olsa değer verirdi. Asla hiçbir yemeği kötülemezdi; tadını beğenmezlik etmezdi.”[6]

Ne zaman önüne yemek ve sofra gelse şöyle dua ederdi: ”Allah’ım! Onu şükrü yerine getirilmiş bir nimet kıl ve onu cennet nimetinle birleştir.”[7]

Allah Resulü (s) sofrada kalan yemekleri yemeye özen gösterirdi.[8] Dökülen ekmekleri ve yemekleri yerdi.

Peygamberimizin bu davranışlarından aldığımız genel mesaj şudur: Yiyeceklerin kıymetini bilmeli, şükürlü olmalı ve israftan kaçınmalıyız.

c) Mütevazı Davranırdı

Kişinin tevazu ve alçakgönüllülüğü, yemek yeme tarzında, yemeğinin çeşidinde, yemek yediği yerin seçiminde, yeme şeklinde ve kimlerle yediğinde kendini gösterir. Allah Resulü (s), yoksullarla yemek yer ve kendi eliyle onlara yemek verirdi.[9]

Sofrada oturma şekli de mütevazı idi. Yerde oturur, yerde yemek yerdi.

”Köleler gibi oturur, onlar gibi yemek yer ve kul olduğunu bilirdi.”[10]

Bir gün kadının biri Peygamber’in (s) yanından geçiyordu. Peygamber (s) yerde oturmuş yemek yiyordu. Ya Muhammed! dedi. Köleler gibi yemek yiyor, onlar gibi oturuyorsun. Peygamber (s): ‘Eyvah sana! Hangi köle (kul) benden daha köledir?’ diye buyurdu.[11]

İmam Cafer-i Sadık (a) da köleler gibi oturur, sol elini yere koyar, üç parmağıyla yemek yer ve şöyle buyururdu: ”Resulullah (s) böyle yemek yerdi, bazı kibirliler gibi iki parmağıyla yemek yemezdi”[12]

Hz. Ali (a) bir rivayette şöyle buyuruyor: ”Resulullah (s), sofrada köleler gibi oturur, sol tarafa meyilli otururdu.”[13]

İmam Sadık (a) şöyle buyuruyor: ”Peygamberliğinin başlangıcından ölünceye kadar yaslanarak yemek yemedi. Allah karşısındaki tevazuundan dolayı köleler gibi yerdi.”[14]

Peygamber’in (s) kendisi şöyle buyuruyor: ”Ömrümün sonuna kadar terk etmeyeceğim beş şeyden biri de kölelerle birlikte yemek yemektir.”[15]

Peygamber’in (s) yemek ve ilahi nimet konusundaki tevazuunun örneklerinden bir diğeri köle olsun, azat olsun, zengin olsun fakir olsun, kendisini davet eden herkesin davetine icabet etmesiydi. Hatta bir parça ete de davet edilse giderdi. Bir yudum süt dahi olsa kendisine verilen hediyeyi kabul eder, ama sadaka kabul etmezdi.[16]

d) Toplu Yemeyi Tercih Ederdi

Misafirperverlik ve başkalarını kendi sofrasında görme yönünde istekli olmak, cömert insanların özelliklerindendir. Böyle insanlar yalnız başına bol yemek yemektense birçok insanla kalabalık bir sofrada az yemek yemeği tercih ederler.

Resul-u Ekrem (s), yemeğini ailesi ve hizmetçilerle beraber yerdi. Müslümanlardan da davetli olan olsa, onlarla beraber yerde oturur, yemek yerdi. Ailesi ne yiyorsa o da onlarla aynı yemeği yer ama misafiri olduğu zaman misafirle yemek yemeği tercih ederdi.

En çok sevdiği yemek ve sofra, kalabalık ve başkalarıyla birlikte olandı.[17]

Yalnız yemek yemeği sevmiyor ve tek başına yemek yemiyordu.[18]

Toplu yemeklerde herkesten önce yemeğe başlar ve herkesten sonra çekilirdi ki başkaları da utanmadan yesinler.[19] Şöyle buyururdu: ”Herkes kendi önünden yesin.”

Bir davette yemek yediğinde şöyle dua ederdi: ”Oruçlular sofranızda iftar etsin, iyiler yemeğinizi yesinler.”[20]

Bir toplulukla yemeğe davet olunduğu zaman, davet olunmayan biri de kendileriyle beraber gelirse, eve yaklaştıklarında ona şöyle buyururdu: ”Seni davet etmediler, sen burada bekle, ev sahibinden izin alayım.”[21]

Evine misafir geldiğinde beraber yemek yer ve misafir çekilmedikçe yemekten elini çekmezdi.[22]

e) Su İçme Tarzı

Resulullah (s) hem yemek yerken, hem de su içerken başta ”Bismillah” sonda da ”Elhamdulillah” derdi. Su içtiği zaman tek nefeste içmez ve emerek içerdi. Şöyle buyururdu: ”Karaciğer ağrısı suyu tek nefeste içmekle meydana gelir.”

İbn-i Mesud’un naklettiğine göre Hz. Peygamber (s), suyu bir defada değil de üç nefeste içerdi. Her defasında ‘Bismillah’ der ve sonunda da Allah’a hamd ederdi. İbn-i Abbas ise iki nefeste su içtiğini rivayet eder.[23]

İnsanın nefesi mikroplar içerebilir. Su ve yemeğe üflemek yiyeceğe, içeceğe, kaba ve bardağa mikrop bulaştırabilir. Allah Resulü (s) sıcak yemeği üfleyerek soğutmaz, su içtiğinde de nefesini suya ulaştırmazdı.

Su içtiğinde nefes alıp vermek istese, suyu ağzından uzaklaştırırdı. Bazen de bir nefeste su içerdi.

Şöyle buyuruyordu: “Sizden biri su içerken kabın içine solumasın. Tekrar yudumlamak isteyince, kabı ağzından uzaklaştırıp (nefes alsın) sonra dilerse yeniden içsin.”[24]

Bazen billur, ahşap veya topraktan yapılmış kâselerde bazen de avuçlarını kullanarak su içer ve şöyle buyururdu: ”Hiçbir kap elin lezzetini vermez.”

Su tulumundan su içtiği de olurdu. Bazen ayakta, bazen de bineğin üzerinde su içerdi. Soğuk şerbeti de severdi, ama şöyle buyururdu: ”Su dünya ve ahirette içeceklerin efendisidir.”[25]

f) Diğer Bazı Âdab ve Nükteler

Resulullah (s), hurma ve tatlıları çok severdi. Narı severdi. Yemeği çok sıcakken yemez, biraz soğumasını beklerdi ve şöyle buyururdu: ”Çok sıcak yemekte bereket olmaz, bırakın soğusun.”

Genelde üç parmağıyla yer, bazen de dört parmağını kullanırdı. Yemeği kendi önünden yerdi. Asla tokluktan dolayı geğirmezdi. Çok çeşitli yemeklerin bulunduğu sofrada yemek yemezdi. Hurma yediği zaman çekirdeğini koyunlara verirdi. (Başkalarını rahatsız edecekse) sarımsak ve soğan yemezdi. Yemekten sonra ellerini yıkardı. Yağlı yemekten sonra az su içerdi. Nedenini sorduklarında: ”Bu yemek için daha uygundur.” buyururdu.

Yemek konusundaki prensibini şöyle özetliyordu: ”Acıkmadan yemeyiz, doymadan kalkarız.”

Yaşadığı sürece elenmiş, kabuğu ayıklanmış un ekmeği yemedi. Yemeği ve yemek çeşidini çok incelemez önemsemezdi.

Hz. Ali (a) yaranlarından olan Kumeyl’e şöyle buyurdu: ”Ey Kumeyl! Yemek konusunda çok hassas olma, çünkü Resulullah (s) yemek meselesine çok önem vermezdi.”

Resulullah (s) yemek yediği zaman karşısında oturana lokma ikram ederdi. Su içtiği zaman da yanında oturan kişiye su ikram ederdi.

Şöyle buyuruyordu: ”Yemek yediğinizde ayakkabılarınızı çıkarın, zira bu, iyi bir sünnettir ve ayakları rahatlatır.”

Bir keresinde kendisine helva getirdiklerinde onu yemedi. ‘Onu haram mı sayıyorsunuz? diye sorduklarında şöyle buyurdu: ”Hayır, sadece kendimi böyle leziz bulduğum yemeklere alıştırmak istemiyorum.”[26]

[1]Sünenü’n-Nebi, Allame Tabatabai, s.160

[2]-Aynı kaynak, s.182

[3]-Aynı kaynak, s.162

[4]Mekarimu’l-Ahlak, Tabersi, s.26

[5]Biharu’l-Envar, Allame Meclisi, c.16, s.227

[6]Mekarimu’l-Ahlak, Tabersi, s.13

[7]Mekarimu’l-Ahlak, Tabersi, s.143

[8]-Aynı kaynak, s.141

[9]Biharu’l-Envar, Allame Meclisi, c.16, s.228

[10]Mahasin, Burkeyi, s.456

[11]-Aynı kaynak, s.457; Mekarimu’l-Ahlak, Tabersi, s.16

[12]Sünenü’n-Nebi, Allame Tabatabai, s.164

[13]-Aynı kaynak

[14]-Aynı kaynak, s.162

[15]Biharu’l-Envar, Allame Meclisi, c.16, s.220

[16]-Aynı kaynak, s.227

[17]Sünenü’n-Nebi, Allame Tabatabai, s.166

[18]-Aynı kaynak, s.177

[19]Mahasin, Burkeyi, s.448

[20]Mekarimu’l-Ahlak, Tabersi, s.27

[21]-Aynı kaynak, s.22

[22]Sünenü’n-Nebi, Allame Tabatabai, s.67

[23]-Aynı kaynak, s.169. Bu rivayetlerdeki farklılığın az susamak veya çok susamaya bağlı olarak az veya çok su içmekle alakalı olduğunu tahmin edebiliriz.

[24]Müstedrek; Kenzü’l-Ummal, 41080

[25]Mekarimu’l-Ahlak, Tabersi, s.31

[26]-Bu bölüm Sünenü’n-Nebi‘nin s.175-193 sayfalarında gelen rivayetlerinden alınmıştır.