Blog

peygamberlik_dellileri-1

İslam inancına göre Hz. Muhammed (s), yüz yirmi dört bin peygamberin sonuncusudur. Bütün peygamberler gibi Allah tarafından gönderilmiş bir elçidir. Getirdiği mesaj Allah (c.c) tarafından ona bildirilmiştir.
Bir peygamberin, iddiasını ispatlaması gerekir. Yani Allah katından gönderilen bir mesajla geldiğini ve Al-lah’ın seçilmiş elçisi olduğunu ispat etmelidir. Çünkü bu iddiayı birçokları dile getirebilir. Bizden, peygamberlik iddia eden her kişinin iddiasını sorgusuz sualsiz kabul etmemiz istenmiş olamaz.

Allah tarafından geldiğini iddia eden peygamber, eğer insanları ikna etmek için yeterli delil sunamazsa, insanla-rın ona inanmaması gayet doğal olur. Bu yüzden gelen peygamberin, peygamberliğini ispat etmek için yeterli ikna edici delillere sahip olması gerekir.

İslam peygamberinin peygamberlik delilleri gayet açık ve nettir. Gerçekten tarafsız ve mantıklı bir şekilde Hz. Muhammed’in hayatını inceleyip Kuran-ı Kerim’i okudu-ğumuzda, bu dinin Allah tarafından gelen hak din oldu-ğunu ve Hz. Muhammed’in gerçekten Allah tarafından görevlendirilmiş bir elçi olduğunu anlayabiliyoruz. Kalp-lerimiz o yüce insanın doğruluğuna ve getirdiği mesajın hakkaniyetine iman etmekte asla zorlanmıyor. Önemli olan takıntısız, tarafsız, çok yönlü ve akıllıca düşünebil-mektir.

Bu kitabın konusu sadece Peygamber Efendimizin sünnetleri idi ama biz konunun önemine binaen kitaba böyle bir bölüm de eklemeyi uygun gördük. Şimdi çok detaylara girmeden, Hz. Muhammed’in peygamberliğinin delillerini inceleyelim.

Birinci Delil: Genel Durum ve Belirtiler

Peygamberlik iddiasında bulunan bir kişinin genel hali, davranışları, karakteri, şahsi ve ahlaki durumuyla ilgili olarak iki döneme bakılır:

1-Peygamberlik iddiası öncesi döneme bakılır. Her kes ilk olarak peygamberlik iddiası olan kişi hakkında şunu merak eder: Acaba bu insan peygamberlik iddia etmeden önce, doğru sözlü, güvenilir, temiz ve iyi bir insan mıydı? Bu şahıs, daha öncesinde yanıltıcı, aldatıcı, insanları kullanmaya yönelik işler yapmış mıydı?

Tarihin tanıklığıyla açıktır ki, İslam Peygamberi, ço-cukluğundan beri doğru sözlülüğü ile tanınan dürüst ve güvenilir bir insandı. Kimse ondan yalan söylemesini beklemezdi. O kadar dürüst ve güvenilir idi ki çok güve-nilir anlamına gelen “emin” lakabını takmışlardı ona.

2-Peygamberlik iddiasından sonraki döneme bakılır: Peygamberlik iddia eden kişinin bu iddia için meydana çıktıktan sonraki durum ve tavırları çok önemlidir. İnsan-lar bu durum ve tavırlara bakarak onun gerçek bir pey-gamber mi yoksa yalancı biri mi olduğunu anlamaya çalışırlar.

Kocaman bir yalan ile gelen insanla, yüce bir hakikatle gelen insanın hali, davranışı, durumu aynı olabilir mi?
Yalan söyleyen kişi, endişeli, tutarsız ve özgüvensiz olur. Hâlbuki yüce bir hakikatten bahseden kişi sağlam yürekli, özgüvenli, huzurlu ve kararlı olur.

Acaba İslam Peygamberi nasıl idi? Endişeli, kararsız, zayıf ve özgüvensiz mi idi yoksa dağlar gibi sağlam, azimli, kararlı, huzur dolu, öz güvenli mi idi?

Dünyadaki hâkim güçlerin tenezzül edip el uzatmadığı bir coğrafyadan, okuma yazmanın kıt olduğu bir toplum-dan, okul ve öğrenim görmemiş, okuma yazma bilmeyen yetim bir çocuğun çıkıp dünyaya yepyeni bir dünya görü-şü, yepyeni bir ahlak sistemi ve güçlü bir sosyal ve siyasi düzen doktrini getirmesi başlı başına bir mucizedir. Böy-lesi büyük, olgun ve etraflı bir medeniyet “kaynağının”, okuma yazması olmayan bir tek kişinin (hâşâ) uydurmaları ve yalanları üzerine kurulu olduğunu düşünmek imkânsızdır. Bu öğretiler bütünü ve detaylı düşünce sis-temi ancak ilahî bir kaynaktan besleniyor olabilir.
Düşünün ki, hayatında dürüstlük, doğruluk, emanet, sadakat ve iyilikle bilinen, hiç yalan söylemeyen, herkesin güvendiği bir insan, Peygamber olduğunu iddia ediyor. Bütün her şeyini, canını, cananını ve sevdiklerini bu uğurda feda etmeye hazır oluyor. Gecesiyle gündüzüyle koşturuyor, yoruluyor, açıklıyor, anlatıyor, defalarca ca-nını en büyük tehlikelere atıyor.
Herkesi tek Allah’a çağırıyor. Herkesi ibadete çağırıyor ve kendisi başkalarından daha çok ibadet ediyor. Ben de sizin gibi tek olan yaratıcının kuluyum diyor. Kendisi her-kesten daha fazla Allah’ın huzurunda titriyor, ağlıyor, sız-lıyor…

Güzel ahlak diyor ve kendisi en güzel ahlaka sahiptir. Adalet diyor ve herkesten daha âdil davranıyor. Dünyaya itina etmeyin diyor ve kendisi dünyaya karşı herkesten daha itinasız. Az yiyor, az uyuyor, sade ve basit giyiniyor.

Gecenin büyük bir kısmını sadece ibadetle, Rabbine karşı huşu içinde ağlayıp sızlamakla geçiriyor…

Ne söylüyorsa içten ve yürekten söylüyor. Sözleri o kadar kalpten çıkıyor ki, muhataplarının kalbinde eşsiz bir etki yaratıyor.
O kadar huzurlu ki, yüzünü görmek bile bazı insanların ona inanması için yetiyor.

Bir yalancının endişeli hali ile değil, büyük bir bilge ve arif insanın huzuru, sükûnetiyle konuşuyor.
Kendisine zulmedenleri affediyor. Savaşması gerekti-ğinde bile adaletli davranıyor. Zayıfları gözetmeyi, den-geli davranmayı, ağaçları korumayı savaşta bile ihmal etmiyor.

Bütün taraftarlarını, söylenen sözler üzerinde düşün-meye, hiçbir şeyi körü körüne kabul etmemeye, okumaya, yazmaya ve beşikten mezara kadar ilim öğrenmeye teşvik ediyor.

İnsanları aldatmaya çalışan despot hâkimler, her zaman halkı cahil tutmaya, bilgiden ve sorgulamadan uzak-laştırmaya çalışırken, o tam aksine, her zaman öğrenmeyi, okumayı, sormayı, sorgulamayı ve aklını kullanmayı emrediyor.
Evinin içinde de dışında da aynı güzel ahlak ve yumu-şak huyu ile seviliyor, sayılıyor.

Kendisine duyulan sevgi ve saygıyı otoriter bir düzen kurmak için kullanmıyor. Arkadaşları içinde kaybolacak kadar alçak gönüllü ve sade davranıyor. Kararlarında ar-kadaşlarıyla istişare yapıyor. Onların düşüncelerine değer veriyor.
Konuştuğu her cümlede bilgelik, yaptığı her işte bir hikmet var. Hiçbir zaman boş konuşmaz, sözleri anlam doludur. Öfkelenmez ve öfkeyle karar vermez.

Düşmanları bile onun dürüst ve doğru sözlü olduğunu itiraf ediyor.
Kendi kişiliği bir yana, yetiştirdiği takipçilerinin de her biri bir fazilet, bilgelik ve erdem timsalidir.

Mektep görmemiş, okuma yazması olmayan bir insan nasıl olur da Hz. Ali gibi tarihte büyük iz bırakan, ilim deryası, ışık saçan bir adalet örneğini ve hikmet sahibi bir hükümet adamını yetiştirebilir?

İşte bütün bunları kesin tarihi verilere dayanarak ince-lediğimizde, Hz. Muhammed’in gerçekten ilahi bir kay-nağa dayalı olarak ortaya çıktığını ve Allah’ın seçilmiş elçisi olduğunu rahatlıkla anlayabiliriz.

Kısaca özetlemek istersek: Peygamberimizin Allah’ın hak peygamberi olduğunun en önemli delillerinden biri, genel durum ve çeşitli belirtilerin bir araya gelmesiyle oluşan kesin kanaattir. Öyle ki bütün belirtiler ve göster-geler uyum içinde Hz. Muhammed’in hak elçi olduğunu ve iddialarında doğru sözlü olduğunu güçlü bir şekilde tasdik ediyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir