Resulullah’ın Şemaili Ve Görsel Özellikleri

Resulullah’ın (s) çehresi ve bedensel özellikleri siret kitaplarında ‘şemail’ başlığı altında genişçe yazılmıştır. Elinizdeki kitap aslında Peygamberimizin (s) pratik ahlakını, siret ve davranışlarını tanıtma amacı güttüğü için Peygamberimizin dış görünümüne özet şekilde göz atacağız.[1]

Allah Resulü’nün (s) siması, heybetli ve cazibeliydi. Orta boyluydu. Rengi kırmızıya çalan beyazdı. Gözleri büyük ve siyah, kaşları da siyah ve sıktı. Alnı uzun, burnu ince ve çekik, omuzları genişti. Kirpikleri uzun, sakalları dolgun, dişleri düzgün, beyaz ve aralıklıydı. Beden yapısı normal ve ölçülüydü. Alt dudağında ben vardı. Saçları ne çok kıvrık ne de çok düzdü. Göğsünde ve karnında kıl yoktu, ama göğsünden göbeğine kadar ince bir kıl şeridi vardı.

Yürüyüşü vakarlı, sakin ve sağlamdı, önüne bakardı. Yürürken sanki yokuş aşağı gidiyormuş gibi adım atardı. Huyu güzeldi. Ter damlaları inci taneleri gibi yüzüne akardı. Terinin kokusu, en güzel kokulardan daha hoştu. İki omzunun arasında nübüvvet mührü beliriyordu.

Saçları kulaklarının ardına kadar gelirdi. Hoşa giden güzel bir sesi vardı. Kaşlarının arasında öfkelendiği zaman kan dolan ve belirginleşen bir damar bulunurdu. Sevinçli olduğu zaman yüzü aydınlanırdı.

Boynu gümüşe çalan beyazlıktaydı. Bilekleri kalın, avuç içi genişti. Ayaklarının altı sağlam ve kalındı. Ayağının altının çukuru normalden biraz fazlaydı.

Birine veya bir yere baktığı zaman, bütün bedeniyle dönüp bakardı. Kimsenin yüzüne odaklanıp uzun uzadıya bakmazdı. Bakışları kısaydı ve göğe değil de yere daha çok bakardı.

Yanakları belirgindi. Ne çok etliydi, ne de çok zayıftı. Başı bedeniyle orantılı büyüklükteydi. Gözünün beyazlığında biraz kırmızılık vardı. Saçında ve sakalında az bir miktarda olan beyazlıklar kına sürdüğü için yeşil gibi görünürdü.

Bedeninin uzuvları güçlü ve sağlamdı. Tebessüm ettiği zaman dişleri dolu taneleri gibi belirir ve dişlerinin beyazlığı hızlıca dudaklarının arkasında kaybolurdu.

Bir yerden geçtiği zaman, terinin güzel kokusundan dolayı oradan geçtiği anlaşılırdı. Gözleri uyurdu ama kalbi uyanıktı. Gölgesi yoktu. Çok hayâlı, utangaç ve güler yüzlüydü.

Gülüşü kahkahaya çekmezdi. Hiçbir kuş, başının üstünde uçmazdı. Sinek üzerine konmaz, zehirli hayvanlar ona yaklaşmazlardı. Arkasını da görürdü. Uykuda bile duyardı. Vahiy geldiği zaman hatta soğuk havalarda bile, ter damlacıkları mübarek alnından akardı.

[1]-Bu konu Mekarimu’l-Ahlak; Biharu’l-Envar, c.16; Sünenü’n-Nebi, Menakıb-ı Şehrâşub vb. kitaplarda genişçe ele alınmıştır.