İMAM ZEYNÜLABİDİN’ (A) İN HUKUK RİSALESİNDEN.

SANA İYİLİK YAPANIN HAKKI

Sana iyilik yapanın hakkı, ona teşekkür etmen, iyiliğini hatırlaman, onun hakkında güzel sözler söyleyip yayman, onun için Allah (cc) ile kendi aranda gönülden dua etmendir. Böyle davranırsan o kişiye gizlide ve açıkta teşekkür etmiş sayılırsın. Bundan öteye, eğer imkânın varsa amelde de onun yaptığı iyiliğin karşılığını vermelisin ve eğer şimdilik imkanın yoksa fırsat kollamalı ve daima karşılık verme kararlılığına sahip olmalısın.

MÜEZZİNİN HAKKI

Müezzinin hakkına gelince, bilmelisin ki o, sana rabbini hatırlatan, seni senin iyiliğine çağıran kişidir. O Allah’ın farz ettiği görevi yerine getirmede en iyi yardımcındır. Sana iyilik yapan herhangi biri gibi ona da teşekkür etmelisin. Sen kendi evinde ona karşı (sıradan birisi olarak) kötümser olsan da Allah rızası için yaptığı bu işte ona karşı (müezzin kimliği itibariyle) kötümser olmamalısın. Bilmelisin ki o hiç kuşkusuz Allah’ın sana bir nimetidir, öyleyse Allah’ın nimetine karşı iyi ol ve her halükarda Allah’a şükret. Allah’tan başka (hakiki) bir güç kuvvet sahibi yoktur.

CEMAAT NAMAZI İMAMININ HAKKI

Namaz imamının hakkına gelince, bilmelisin ki o, seninle Allah arasında elçilik görevini üstlenmiştir. Rabbinin huzurunda seni temsil ediyor ve o senden taraf konuşuyor; sen ondan taraf değil, o sana dua ediyor; sen ona değil, o senin için istekte bulunuyor; sen onun için değil, bu huzura çıkışta o vazife üstleniyor; sen değil. Eğer bir kusuru olursa bundan o sorumlu olur sen olmazsın ve eğer bir günahı varsa sen ona ortak sayılmazsın. Onun bu işte senden bir önceliği de yoktur. Demek ki o kendisini öne atarak seni korumuştur; kendi namazıyla senin namazını muhafaza etmiştir. Öyleyse bundan dolayı ona şükran duymalısın. Allah’tan başka (hakiki) bir güç kuvvet sahibi yoktur.

KOMŞU HAKKI

Komşunun hakkı (evde) bulunmadığında onu korumak; bulunduğunda ise saygınlığını muhafaza etmek ve her iki durumda ona yardımcı olup desteklemektir. Onun ayıbını bulmak peşinde olma ve onda bir kötülük arama. Eğer istemeyerek ve peşinde koşmaksızın bir ayıbını öğrenirsen onu saklamak için sağlam bir kale ve kalın bir perde (gibi) olmalısın. Öyle ki eğer mızraklar o ayıbı aramak için göğsünü yarsa ona ulaşamasınlar. Komşunu bilmediği bir yerden din- leme. Kötü gününde onu yalnız bırakma ve iyi gününde onu kıskanma. Hatasını görmezden gel, suçunu affet, cahillik ederse sabır göster. Ona karşı barışçıl davran, onu dilinle incitme. Ona iyilikseverce yaklaşıp yanıltmak isteyenlerin tuzağını boşa çıkar, ona güzel ve saygılı davran. Allah’tan başka (hakiki) bir güç kuvvet sahibi yoktur.

ARKADAŞ HAKKI

Arkadaşının hakkına gelince, eğer elinden geliyorsa, ona karşı, onun sana olduğundan daha iyi ve daha güzel bir arkadaş olmaya çalış. Bunu başaramıyorsan hiç olmazsa insafı riayet et (onun yaptığı kadarını yapmaya çalış). Sana nasıl saygı gösteriyorsa; sen de ona öyle saygı göster, seni nasıl kolluyorsa; sen de onu öyle kolla. Sana iyilik yapmakta senden öne geçmesin, eğer geçerse sen yine (onun iyiliğinin altında kalma ve) iyiliğine karşılık ver. Hak ettiği sevgi ve dostlukta kusur gösterme. Rabbine itaati konusunda da onu düşünmeyi, onu korumayı ve ona destek olmayı kendine görev bilmelisin. Rabbine karşı günaha yönelmemesi için nefsi karşısında da ona yardım etmelisin. (Böylece) arkadaşına rahmet olmalı azap olmamalısın. Allah’tan başka (hakiki) bir güç sahibi yoktur.

ORTAK HAKKI

Ortağının hakkı, eğer kendisi yoksa yerini doldurman eğer (işinin başında) bulunuyorsa onunla eşit çalışmandır. Onun düşüncesi ve kararına başvurmadan kendi başına karar verip iş yapmamalısın. Onun malını korumalı, önemli veya önemsiz malına hıyanet etmemelisin. Bize şöyle (bir hadis) ulaşmıştır: “Ortaklar biri birine hıyanet etmedikçe Allah’ın eli onlarla beraberdir.” Allah’tan başka (hakiki) bir güç sahibi yoktur.

MALIN HAKKI

Malın hakkı onu helal olmayan yolla elde etmemen, helal olmayan yolda harcamaman, haksız olarak yerini değiştirmemen, yersiz ve yanlış harcamaman, Allah’tan gelmiş olan o malı ondan başkasına yöneltmemen ve sadece O’nun rızası için vesile kılmandır. (Malınla ilgili olarak) belki de seni takdir bile etmeyecek kişiyi (mirasçıyı) kendinden öne geçirme. Zira senden sonrakiler ya senin için iyi bir mirasçı olmayıp malını Allah’a itaat ile harcamayacaklar ki bu durumda sen onlara günahta yardım etmiş olacaksın ya da onlar kendilerini düşünüp malını Allah’ın itaatinde harcayacaklar ki o zaman da onlar kârlı çıkacak ve sen günahın, hasretin ve pişmanlığınla kalacaksın. Allah’tan başka (hakiki) bir güç sahibi yoktur.

ALACAKLININ HAKKI

Senden alacaklı olan kişinin hakkı şudur: Eğer imkânın varsa borcunu öder, alacaklının işini yoluna koyar, ihtiyacını giderir, onu geri çevirmez ve peşinde koşturup oyalamazsın. Allah Rasulü (s) şöyle buyurmuştur: “Gücü olan kişinin (borcunu) bekletmesi zulümdür.” Yok eğer imkanın yoksa onu güzel sözle razı eder, güzel bir dille ondan (zaman tanıması için) talepte bulunur, onu iyilik güzellikle geri çevirirsin. Böylece onu hem malı gitmiş hem de kötü muameleye maruz kalmış durumuna düşürmemiş olursun. Çünkü bunu yapmak alçakça bir davranıştır. Allah’tan başka (hakiki) bir güç sahibi yoktur.

DAVACININ VE DAVALININ HAKKI

Davacının Hakkı

Senin aleyhine davacı olan hasmının hakkı şöyledir: Eğer hasmın iddiasında haklı ise onun kanıtını geçersiz kılmaya, davasını iptal etmeye çalışma aksine sen kendi nefsinin hasmı ol, kendi aleyhine hakemlik yap. Başka şahitlere gerek kalmadan kendin onun lehine şahitlik et. Çünkü bu, Allah’ın senin üzerindeki hakkıdır. Lakin eğer iddiası batıl ve haksız ise, ona karşı iyi davran, (Allah’tan) çekindirmeye çalış, dinine yemin ettir, Allah’ı hatırlatarak onun hiddetini azalt. Sözü uzatıp karmaşıklaştırma ki hem hasmının kötülüğünü azaltmaz hem de seni de onun gibi bir duruma düşürür ve onu sana karşı daha çok sivriltip biler. Zira kötü sözler kötülüğü körükler nasıl ki iyi sözler de kötülüğü kazıyıp atar. Allah’tan başka (hakiki) bir güç sahibi yoktur.

Davalının Hakkı

Aleyhinde davacı olduğun davalının hakkına gelince, eğer davanda haklıysan onunla güzelce konuşup görüşerek ihtilafı bitirmeye çalış. Kuşkusuz ortaya atılan iddianın (suçlanan) davalının kulağındaki yankısı çok şiddetlidir. Delilini ve anlatmak istediğini güzel bir üslupla, (karşı tarafa) fırsat tanıyarak ve açık seçik bir şekilde ifade et. Nazik ve latif ol. Ortaya attığın delilin tartışma ortamında ve laf kalabalığı arasında zayi olmasına izin verme ki sonra telafi edemeyebilirsin. (İmam Zeynülabidin (a) burada kişinin kendi hakkını koruması için de bir ipucu veriyor. Zira zulme rıza göstermek bir fedakarlık değildir. Mümin fedakar olmakla birlikte haksızlığı kabul etmekten de kaçınmalıdır. ) Allah’tan başka (hakiki) bir güç sahibi yoktur.

SENİ MUTLU EDEN KİŞİNİN HAKKI

Allah’ın senin mutluluğuna vesile kıldığı ve sayesinde mutlu olduğun kişinin hakkı şudur: Eğer bunu bilerek yapmışsa önce Allah’a hamd etmeli , o insana bu iyiliğine karşılık layıkıyla teşekkür etmelisin. Ayrıca (iyilik yapmada) senden önce davranma üstünlüğüne sahip olan (kardeşine) karşılık verip (iyilikte yarışmak için) fırsat kollamalısın. Eğer o kişi böyle bir kastı olmadan senin mutluluğuna sebep olmuşsa, (Örneğin, bir kişi kendi evi için yol yapıyor, kazara sizin de evinizin yolu aynı mesirde olduğu için hiçbir maliyete katlanma- dan evinizin yolu hazır olmuş oluyor. Bunun gibi çok sayıda örnek durum ortaya çıkabilir.)  o zaman da Allah’a hamd edip şükretmeli ve bu nimetin sana özel olarak ondan geldiğini bilmelisin. Bununla birlikte o kişiyi de sevmeli ve onun için hayır dilemelisin çünkü (sonuçta) Allah’ın nimetinin sana ulaşmasına vesile olmuştur. Kuşkusuz nimetlerin ulaşmasındaki aracılar, her halükarda kasıtsız dahi olsa berekettirler. Allah’tan başka (hakiki) bir güç sahibi yoktur.

SANA KÖTÜLÜK EDENİN HAKKI

Eli veya diliyle sana kötülük edenin hakkına gelince, eğer kasıtlı yapmışsa, onun gibi insanların çokluğunu da göz önünde tutarak, (kötülüğü ve kırgınlığı) kazıyıp atmak ve güzel ahlaka daha yakın olmak amacıyla onu affetmen senin için daha iyidir. Allah (cc) şöyle buyuruyor: “Kim zulme uğradıktan sonra nusret bulursa (hakkını alırsa), artık onlar için aleyhlerinde bir yol yoktur. Yol [Yol  tabiri  aleyhinde  meşru  girişim  hakkı  anlamına gelmektedir.] (karşılık verme) hakkı, ancak insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere haddi aşan ve haksızlıkta bulunanların aleyhinedir. İşte bunlara acıklı bir azap vardır. Kim sabreder ve bağışlarsa, şüphesiz bu, azme değer (kararlılık isteyen güzel) amellerdendir.”

TÜM DİNDAŞLARININ HAKKI

Dindaşlarının genelinin senin üzerindeki hakkı şöyledir: Kalbinde onlara karşı esenlik dileği beslemeli, onlara sevgi ve merhametle davranmalısın. Onlar arasından kötü olanlara karşı (dahi) güzellikle yaklaşmalı, sevgi bağı kurmaya çalışmalı ve ıslah olmaları için çaba harcamalısın. Onlar arasından kendisine ve sana karşı iyi olanlara ise şükran duymalısın. Çünkü kişinin kendisine iyi olması bile sana iyilik sayılır. Zira o kendi halinde iyi olmakla sana da iyilik etmekte, kötülüklerini senden uzak tutmakta, sana yük olmamakta ve kendi nefsine hâkim olmaktadır.

Öyleyse onların hepsini duana kat, hepsinin yardımına koş, hepsi için bir (yakınlık) konumu tanımla; büyüklerini baban (veya annen), küçüklerini evladın, akranlarını da kardeşin olarak gör. Sana varıp gelene lütuf ve sevgiyle davran ve (din) kardeşlerinle, kardeşliğin gerektirdiği gibi bağ kur.