KERBELA (4) – DOKUZUNCU GÜN; TASUA

KERBELA (4) – DOKUZUNCU GÜN; TASUA

IV. BÖLÜM
DOKUZUNCU GÜN TASUA

Dokuzuncu gün (Tasua günü) olduğunda zalimlikte, alçaklıkta, kalp katılığında en önde görünen Şimr geldi. Getirdiği mektupta Ömer Saad’dan ya İmam Hüseyin’den biat alması ya da İmam Hüseyin (a) ve askerlerini öldürüp üzerlerinde at koşturması isteniyordu. Ömer Saad’dan eğer bunları yapmayacaksa ordu komutanlığını Şimr’e devretmesi isteniyordu.

Ayrıca Şimr’e ikinci bir mektup vermişti İbn-i Ziyad. Bu mektupta da eğer Ömer Saad İmam Hüseyin (a) ile savaşmazsa komutayı devralıp sonra da Ömer Saad’ı öldürmesini emretmişti.

Kerbela’da Yol Ayrımları

Peygamber hanedanına kıymanın dünyevi ve uhrevi sorumluluğunun altına girmekle Rey beldesinin valisi olmak arasında kalan Ömer Saad için artık bir ara formül bulma şansı hiç kalmamıştı. Ya dünyayı seçecekti ya da ahireti. Aslında Kerbela çok sayıda insan için belirleyici bir yol ayrımı oldu. Hem Yezid’e yakın duranlar hem de Ehlibeyt’e yakın duranlar için büyük bir yol ayrımı…

Kimileri Yezid’den korkmak ve korkmamak, kimileri Yezid’in dağıttığı altınlardan almak ve almamak, kimileri başını kuma gömüp gömmemek, kimileri İmam Hüseyin (a) ile yola çıkıp çıkmamak, kimileri yoldan geri dönüp dönmemek, kimileri de son anda saf değiştirip değiştirmemek gibi yol ayrımlarında kaldılar.

Hür de yol ayrımında kalanlardandı. Aslında onun tarafı belliydi, Yezid’in ordusunda ve İmam Hüseyin’in karşısında idi. Buna rağmen imanı ve basireti onun da önüne bir yol ayrımı çıkardı. Her şeyi değiştirebilirdi ve öyle de yaptı. Kerbela destanının en karanlık isimlerinden biri olmak üzereyken tövbe diye bir sayfa açtı ve adını altından harflerle o sayfaya nakşetti.

Evet dokuzuncu gündü ve Şimr Ömer Saad’ın tepesine dikilmiş, İbn-i Ziyad’ın ve tabi Yezid’in emrini uygulamasını istiyordu. Ömer Saad bu emri gönülsüzce uygulamaktan da endişe ediyordu. Bu suçu gönülsüzce işlemek de onu Yezid ve Yezid’cilerin gözündün düşürebilir Rey valiliğinden mahrum edebilirdi. Kesin kararını verdi İmam Hüseyin (a) ve diğer Peygamber evlatlarını kılıçtan geçirecekti.

Melanet timsali olan Şimr’in dokuzuncu günde Kerbela’da sahneye koyması gereken bir başka Şeytani oyun vardı. Kendi aklınca İmam Hüseyin’in en sadık yaverleri olan kardeşlerini ondan ayırmak istiyordu.

Amanname

Ebulfazl Abbas, Abdullah, Cafer ve Osman, İmam Ali’nin Hz. Fatıma’nın dünyadan göçmesinden sonra evlendiği Ümmülbenin’den olan çocukları yani İmam Hüseyin’in aynı babadan ama farklı anneden kardeşleri idiler. Ümmülbenin, Şimr ile aynı kabiledendi. Bu yüzden Şimr Hz. Abbas ve kardeşlerine güya yakınlık göstermek için yeğenim diyordu. Bu hayasız adam İmam Hüseyin’in Ümmülbenin’den olan kardeşleri için bir “amanname” yani can güvenliklerine dair bir yazı alıp getirmişti. Bu yazıyı göstererek onları İmam Hüseyin’den ayırmayı, kendince İmam Hüseyin’in ahlak, fazilet ve vefa destanı ailesinde çatlak oluşturmayı arzuluyordu. Bu Şimr için kötülük adına büyük bir zafer olacaktı.

Şimr yüksek sesle, yeğenlerim diye İmam Ali evlatlarıne sesleniyor ama onlar bilerek cevap vermiyorlardı. Sonunda İmam Hüseyin (a), o gerçi fasıktır ama senin akraban sayılır, diyerek kardeşi Hz. Abbas’ın kendisine cevap vermesini istedi. Şimr elindeki amannameden bahsedince Hz. Abbas hiddet ve öfkeyle “Allah sana da amannamene de lanet etsin! Bizler amanda olalım ama Peygamber kızının oğlu amanda olmasın öyle mi?!” diyerek karşılık verdi.(26)

Hak kabilesi batıl kabilesinin karşısında; cennet yolunun yolcuları ateş yolunun yolcularının karşısında saf tutmuşken soyun sopun ne önemi olabilirdi ki? Aynı kabileden olmak ne ki; aynı anadan doğmuş olmak dahi hak ve hakikat üzere birleşmekten daha önemli olamazdı.

Amanname meselesi de bu şekilde kapanınca Ömer Saad’ın ordusu savaş için hazırlandı.

Muharrem ayının dokuzu perşembe günü öğleden sonra Yezid’in Kerbela’ya göz aldıkça yayılmış ordusunun karşısında İmam Ali’nin şecaat, ilim, irfan, hikmet ve imametinin vasisi olan İmam Hüseyin (a) kılıcına dayanmış olarak duruyor düşman ordusundaki hareketliliğe bakıyordu.

Hz. Zeyneb, “Kardeşim sesleri duyuyor musun?” diyerek kardeşinin yanına yaklaştı. Atlara biniliyor, kılıçlar çekiliyor, sesler yükseliyordu. Ömer Saad “Haydi Allah’ın ordusu!” diye sesleniyordu. İmam, kardeşi Hz. Ebulfazl Abbas’ı sesleyerek gidip ne olup bittiğini öğrenmesini istedi. Kız kardeşi Hz. Zeyneb’e de şöyle dedi: “Dedem Rasulullah’ı (s) gördüm rüyamda, bana yakında bize kavuşacaksın, buyurdu.”

Bu söz İmam Ali’nin bilge kızının kalbinde kopmakta olan fırtınaları ayyuka çıkarmıştı ama kardeşine olan sevgisi ne kadar enginse, iman dolu kalbindeki sabır denizi de bir o kadar engindi. Yanında kardeşi, karşısında otuz bin kişilik Yezid ordusu, arkasında da canından aziz tuttuğu kardeşleri, canları, evlatları, ceddi Resulullah’ın gelinleri vardı. Kendisini bekleyen ağır vazifenin farkındaydı. Sabırlı olmalı, sabır dağı, sabır okyanusu olmalıydı, yoksa bu yükün altında ezilecekti.

Bir süre sonra Hz. Abbas geri döndü. Ya biat edin ya da hemen şimdi kılıçlarınızı çekip savaşa hazırlanın, demişti düşman. İmam Hüseyin (a), kardeşine şöyle dedi: “Onları savaşı ertelemeleri için razı etmeye çalış. Bu gece için bize mühlet versinler ki Rabbimize ibadet ve dua edelim… Rabbim biliyor ki ben namazı, Kuran okumayı ve çokça dua edip istiğfar etmeyi pek severim.”27

Hz. Abbas geri döndü ve İmam Hüseyin’in teklifini onlara iletti.
Yarına kadar savaşmamayı kabul ettiler.


26- Taberi, Tarih ul’Umem ve el’Muluk (Taberi Tarihi), Dar ul’Turab Beyrut Baskısı
c.5 s. 416; Harezmi, Maktel ul’Huseyn, c. 1 s. 246

27- Taberi, Tarih ul’Umem ve el’Muluk c.5 s. 417