Peygamberimizin Sünnetini Okurken Dikkat!

Peygamber efendimizin sünnetini okumaya başlarken birkaç nükteyi hatırlatmayı gerekli görüyoruz:

Her Bilgi Kesin Değildir

Peygamberimizin sünneti, güçlü tarihi kayıtlarla elimize ulaşmıştır. Hayatının detaylarının Peygamberimiz kadar net olarak anlatıldığı başka bir tarihi şahsiyet yoktur. Ancak buna rağmen, söz konusu anlatımlar ve kayıtlar insan elinden geçtiği için her türlü tahriften uzak olduğunu yüzde yüz olarak savunmak imkânsızdır. Bu sebeple Kuran ve kesin İslamî ilkelerle uyuşmayan bilgilere kuşkuyla yaklaşmamız gerekir. Peygamber efendimizin kendileri de bu hususa dikkat çekmiş ve şöyle buyurmuşlardır: “Allah’ın kitabına uymayan söz bana ait değildir.[1]

Ayrıca Peygamber efendimizin yüce kişiliğini lekelemek, küçük düşürmek ve zan altında bırakmak için İslam düşmanları tarafından uydurulmuş olan birçok rivayet de mevcuttur. Bu rivayetleri tam olarak teşhis edip ayırmak zor olabilir. Bu yüzden sahih sünneti direkt hadis kitaplarından değil de, elinizdeki kitap gibi muteber âlimler tarafından yazılmış kitaplardan öğrenmek daha doğru olacaktır. Cevad Muhaddisi güvenilir bir âlim olarak bu yönde doğru bir seçimdir.

Kabuk Değil Öz!

Sünneti öğrenirken, kabuk değil, özün peşinde olmamız gerekir.

Dinin asıl amacı insanlara doğruluğu, iyiliği, imanı, hakkı, ahlakı ve adaleti öğretmektir. Bu yüzden sünneti öğrenirken şekil ve zahirden çok mana ve içerik peşinde olmamız lazım.

Peygamberimizin şekilsel özellikleri, yemesi içmesi, giyimi, saç ve sakal şekli her ne kadar önemli ise de, asıl önemli olan O’nun kulluğu, manevi yönü ve bize verdiği manevi mesajlardır. Zira Peygamberimizin (s) dünyadaki varlık felsefesi bunlardır.

Peygamberimizden asıl öğrenmemiz gereken, fedakâr, alçak gönüllü, huzurlu, dürüst sözlü, takvalı, şefkatli, sorumlu, çalışkan, güvenilir, güler yüzlü, güzel kalpli, tevekküllü, sabırlı ve kısacası güzel ahlaklı olmaktır. Nitekim Peygamber efendimiz “Ben güzel ahlakı tamamlamak için görevlendirildim[2]” buyurmuştur. Yine Efendimiz “Allah sizin yüzlerinize ve cisimlerinize bakmaz, kalplerinize ve yaptıklarınıza bakar” buyurmuşlardır.

Zaman, Mekân ve Ortam Farkı

Peygamberimizin sünnetini öğrenip incelerken, aradaki zaman ve mekân farkını göz önünde tutmalıyız. Sünnete uymayı körü körüne bir taklit olarak anlamamalıyız. Çünkü Peygamber efendimizin bizzat kendisi de tutumlarını, seçimlerini ve davranışlarını zamana, yere ve şartlara göre değiştirmiştir.

Yapılması gereken “en doğru ve en güzel şey” sabit değil, değişkendir. Sabit olan ilkeler, değerler, sadakat ve samimiyettir. Vazifeler ise duruma göre değişir. Genel ilkeler ve değerler hep aynıdır ama fiiliyatta yapılması gereken iş her zaman aynı şey olmayabilir. Bir gün savaşmak farzken bir başka gün barışmak farz olabilir. Basit bir örnek vermek gerekirse, Efendimizin sünnetini örnek alan bir kişi, zengin bir toplumda yaşarken elbisesini daha güzel ve kaliteli seçerken, fakir bir toplumda daha sade ve ucuz seçmelidir.

Giyim örneğini tartışacak olursak, şunu düşünebiliriz: Acaba Peygamber efendimiz bizim zamanımızda yaşasaydı yine aynı elbiseleri giyer miydi? Belki de giymez ve içinde bulunduğu topluma uyardı. Ama bizim zamanımızda yaşasa da yine beyaz giymeyi tercih ederdi, yine temiz giyinirdi, bol giyinirdi, sade ve gösterişsiz giyinirdi.

Buradan şunu anlıyoruz. Sünnet bize giysinin tam olarak hangi model olduğu değil de ne özelliklerde olması gerektiğini öğretiyor.

Özetle, sünneti aklımızın ve İslami basiretimizin ışığında, âlimlerimizin de aydınlatmasıyla, taklitçilikten uzak bir şekilde, kabuğa değil, öze bağlı olarak yaşamaya çalışmalıyız.

Hedef Sadece Allah Olmalı

Peygamberimize olan derin hayranlığımız ve kalbi aşkımız asıl hedefi şaşırmamıza yol açmamalı ve bizi insanperestliğe doğru götürmemelidir. Şüphesiz Peygamberimiz, aşkların en büyüğüne layıktır. Ama bu aşk, Allah’a yakınlaşma amacı taşımalı ve bu eksenden asla sapmamalıdır. Peygamberimizin sünnetinin asıl hedefi bizi Allah’ın hidayet yoluna iletmektir. Hedef, Peygamber’in kendisi değil Allah-u Teâlâ’nın rızasını kazanmaktır. Peygamberimizin sünneti, bize iyi bir Allah kulu olmayı öğretmesi hasebiyle değerlidir. Efendimizin sevgisi bizi Allah sevgisine, sünnetleri de bizi Allah’a kulluğa götürmelidir.

O Da Bir İnsandı

Peygamberimizin sünnetini incelerken tam olarak bir “insan”la karşılaşıyoruz. Çok yüce, çok aziz, çok güzel, çok mükemmel ama sonuçta bir insan… Kuran-ı Kerim’de “De ki ben de sizin gibi bir beşerim” cümlesi birçok yerde tekrarlanmaktadır. Bazı Müslümanlar, din konusundaki çarpık düşünce ve algılarından dolayı Allah Resulü’nü bir insan olarak değil de hep olağanüstü yönleriyle öne çıkan bir melek gibi görmeyi tercih ediyorlar. Hâlbuki tarihte yaşamış olan Hz. Muhammed Bin Abdullah (s), bizim gibi yiyen, içen, üzülen, sevinen ve ihtiyaçları olan bir insandır. Zaten öyle olmasa bizim için “örnek insan” olarak gönderilmeyecekti.

Kısacası sünneti öğrenirken bir insanla muhatabız, bir melekle muhatap değiliz. Zaten onu meleklerden daha aziz ve yüce kılan da “kâmil insan” olmasıdır. Çünkü Allah’ın en üstün mertebede yarattığı varlık “insan-ı kâmil”dir.

Peygamberimizi ve diğer din büyüklerini insanüstü gösterip, aşırı yüceltmek, onların “örnek insan” olarak görülmesini engellemektedir. Çünkü aşırı yüceltme insanların “biz asla onlar gibi olamayız, öyleyse boşuna uğraşmaya gerek yok” diye bir yaklaşım içine girmeleri sonucunu doğurmaktadır. Böyle bir durum da peygamberlerin gönderilme felsefesine aykırıdır. Çünkü onlar bize örnek olmak için gelmişlerdir.

Öğrenmek Değil Uygulamak İçin!

Peygamberimizin sünnetini okurken bir hikâye veya bir masal okumuyoruz. Bir gerçeği ve hayatımızı etkilemesi gereken bir örneği okuyoruz. Yani sünneti öğrenmek için değil “yaşamak için” okumak gerekir. Sünnet-i Muhammedî, bizim için bir mekteptir. Fazilet olan sünneti bilmek değil, uygulamaktır.

Kuran-ı Kerim’den metin olarak okuduğumuz İslam dinini, Efendimizin hayatında adeta insanileşmiş haliyle seyrediyoruz. Peygamberimiz, bu öğretinin insanileşmiş halidir.

Kuran’da bize öğretilen, takva, tevazu, sevgi, adalet… gibi erdemlerin uygulamasını sevgili peygamberimizin hayatında ayniyle görebiliyoruz. Böylece bu değerler bizim için daha kolay anlaşılabilir ve daha kolay uygulanabilir hale gelmiş oluyor.

[1]Biharu’l-Envar, c.2, s.227.

[2]Müstedreku’l-Vesail, c.11, s.187, 6. bölüm, 1. hadis.