KERBELA (5) – SON GECE

KERBELA (5) – SON GECE

V. BÖLÜM
SON GECE

Tarihte, Muharrem ayının dokuzunu onuna bağlayan bu gece kadar enteresan bir gece yaşanmış mıdır acaba? Peygamber ailesi bu geceyi sabaha çıkardığında bütün erkeklerinin öldürüleceğini, kadın ve çocuklarının esir alınacağını biliyordu. Özellikle kadınlar ve çocuklar için ne kadar uzun bir geceydi bu
gece!

Erkekler için de kolay değildi. Savaş meydanına sadece kılıç kalkan kuşanarak gelmiş olsalar bir candan başka bir dertleri olmazdı ama yarın savaş meydanına giderken arkada eşini, kızını, çocuğunu çöllerde bırakıp gitmek vardı. Gözleri arkada kalmadan nasıl çıkıp gideceklerdi?

Bunun için sıradan insanların ufkunu çok aşan bir tevekkül ve iman gerekliydi. O imana sahip olmasalar İmam Hüseyin’in huzuruna varıp Yezid’e biat edin de biz de kurtulalım siz de kurtulun demeyi bile göze alabilirlerdi. Ancak tarih Kerbela hakkında hiç böyle bir şey kaydetmemiştir. Bunca sınavdan geçerek gelen bu toplulukta ne erkeklerden ne de kadınlardan kimse İmam Hüseyin’den Yezid’e biat etmesini istememişti. Zaten onlar buraya gönüllü gelmemişler miydi? Bu geceye kadar İmamlarının ardınca gelmişlerdi ve bu geceyi sabaha o imamın maiyetinde geçirmek de onlar için büyük bir şerefti. Onlar için bu kuru çölde, kanlarının İmam Hüseyin’in kanına karışması fevkalade bir iftihardı. İmam Hüseyin (a) ile birlikte şehit olmak için arada sadece bir gece vardı.

“Gece Karanlığında Çıkıp Gidin”

İmam Hüseyin’e katılanlar elene elene, seçile seçile gelmişlerdi. Aşkı ve imanı kuşanamayan hiçbir kalp bu bela gemisine binemezdi zaten. Onlar hakka teslimiyette bahaneciliği değil samimiyeti; hakkı aramada başını kuma gömmeyi değil basireti esas almışlardı. Onlar İmam Hüseyin’e vefa gösterdiler, her şeyi geride bırakıp, dünyaya ait ne varsa gözden çıkarıp geldiler. İmam Hüseyin (a) de “Şehitlerin Efendisi” gömleğini daha giymeden Peygamberimiz tarafından “Cennet Gençlerinin Efendisi” övgüsüyle taçlandırılmış kelimenin tam anlamıyla efendi bir liderdi.

Aziz ashabının vefasını tarihin ve insanlığın önüne koyacak, inkâr edilemez bir hakikat olarak ebedileştirecekti.

Gece daha yeni başlamışken yaverlerini topladı ve şöyle buyurdu: “Siz ashabımdan daha vefalı ve daha iyi ashap, siz ailemden de daha iyi ve fedakâr bir aile tanımıyorum. Allah size en güzel karşılığı versin.”

Bunun ardından onlara vazife ve biat üzere değil sadece aşk, sadakat ve vefa üzere şehit olmanın kapısını açacak şu cümleyi kurdu: “Yarına kadar düşman bize zaman vermiştir, biliniz ki ben sizin hepinize izin veriyorum, içiniz rahat olarak, benden yana bir kınama ve sorumluluk olmaksızın çıkıp gidebilirsiniz. Sizi örten şu gece karanlığını binek olarak kullanın ve her biriniz ailemin erkeklerinden birinin elini tutup gece karanlığında dağılıp gidin. Beni bu toplulukla baş başa bırakın; onlar benden başkasının peşinde değiller. Beni elde ettikten sonra başkasının peşine düşmezler.”(28)

İmam Müslim bin Akil’in evlatlarına dönüp onlara özel olarak hitap etti: “Müslim’in ölümü sizin için yeterlidir, gidiniz ben size izin verdim.”

Bazı tarih kaynaklarına göre İmam Hüseyin’in biatını kaldırmasıyla zaten korku ve dehşete kapılmış olan Firas bin Ca’de ve onunla birlikte birkaç kişi çıkıp gitmeyi kabul ettiler. Bu aslında son eleme olmuştu. Mekke’den gelirken de işin zorlaştığını gören bazı kimseler elenmişlerdi. Bu son elenmeyle birlikte geriye sadece saf altın ayarında olanlar kalıyordu. İşte onlar kanını İmam Hüseyin’in kanına karıştırmaya layık olanlardı.

Aşk ve iman ile kalbi mutmain olanlar gitmeyi akıllarından bile geçirmediler. Her biri altından harflerle tarihe yazılan cümleler kurarak İmam Hüseyin’e sadakatlerini ve burada gönüllü olarak, isteyerek ve severek bulunduklarını bildirdiler.

Züheyr şöyle dedi: “Vallahi bin defa ölüp tekrar dirilip tekrar ölmeyi ve böylelikle senden ve genç evlatlarından ölümü uzak tutmayı arzuluyorum.”

Müslim bin Avsece ise şöyle dedi: “Seni bırakalım mı? Allah katında buna nasıl bir özür buluruz? Vallahi onların göğsüne mızrağımı saplamadan, kılıcımla onları kesmeden senden ayrılmam…”

Diğer ashabı ve akrabaları da benzer sözler söylediler. Senden sonra hayatı neyleriz; sen ölürken yaşamak bize utanç olur; senin için bir canın ne kıymeti var… kabilinden cümleler Kerbela’nın o hazin gecesinde yankılanıp durdu…(29)

İmam onlar için hayır dualar edip şöyle buyurdu: Biliniz ki ben yarın öldürüleceğim ve sizler de benimle öldürüleceksiniz.(30)

İmam’ın Savaş Tedbirleri

Kerbela kıyamı acizce, çabasız, eli kolu bağlı ölüme gitme hareketi değildi. İki ordu arasındaki uçuruma rağmen İmam Hüseyin (a) ve ordusu gereken her türlü çabayı gösteriyor, her türlü tedbiri alıyor, gereken her şeyi yapıyordu. Düşmanın nüfuz edebileceği yan kısımlara hendek kazıp içine diken, kuru otlar ve odunlar doldurdular. Çadırları biri birine yakınlaştırdılar. Böylece düşmanın çevre yönlerden girip çadırları dağıtması önlenmiş oluyordu. İmam Hüseyin (a), bu son gecede bir ara sessizce çadırından çıkıp etraf tepeleri ve çevreyi gözden geçirmek istedi. Bunu fark eden sadık yaveri Hilal bin Nafi ağır adımlarla İmam’ın peşinden gitti. İmamının yapayalnız dışarıda olması onu endişelendiriyordu.

İmam, Nafi’nin geldiğini fark edince kendisine seslendi:

– Ey Nafi neden çıktın?

– Ey Resulullah’ın evladı bu asi topluluğun bulunduğu yerde yalnız olmanızdan endişe ettim.

– Yarınki savaş öncesi etrafa bakmak, iniş çıkış noktalarını gözden geçirmek için çıktım.

Nafi İmam’a eşlik etti ve birlikte etrafı gezip kontrol ettiler. Dönerken İmam Nafi’ye şöyle dedi: Gecenin karanlığında şu iki tepenin arasından geçip canını kurtarmak istemez misin Nafi?

Nafi kalbinden vurulmuşa döndü. Bir an ne yapacağını şaşırıp duygusallaştı, İmam Hüseyin’in ayaklarına sarılıp: “Bin dirhem edecek (sağlam ve kadar değerli) bir kılıcım var, aynı değerde bir de atım. Senin yanında olmayı bana lütfeden Allah’a yemin ederim ki kılıcım işe yaradığı sürece senden ayrılmayacağım.”(31)

“İmam’ı Yalnız Bırakmayız!”

İmam ve Nafi çadırlara dönmüşlerdi. Nafi isteyerek veya istemeyerek Hz. Zeyneb’in, abisi İmam Hüseyin (a) ile bazı konuşmalarına kulak misafiri oldu. Hz. Zeyneb’in sözlerinden, kardeşinin yalnız bırakılması konusunda endişeli olduğunu anlıyordu Nafi.

Nafi hemen İmam’ın ordusunun ak sakallı büyüğü olan Habib bin Mezahir’e gidip durumu anlattı. Habib hiç beklemeksizin diğer ashabı da çağırdı. Kılıçlarını çekip Ehlibeyt kadınlarının olduğu çadırların önüne geldiler. İmam’a olan vefalarını kadınlar için de ispat edip içlerini rahatlatmak istiyorlardı. “Ey Peygamber ailesinin hanımları! İşte bu kılıçlar sizin fedailerinizin kılıçlarıdır ve sizin düşmanlarınızın boynunu vurmadıkça kınlarına girmeyecekler!”

İmam Hüseyin’in sadık dostlarından bir başkası olan Bureyr bu gece son bir girişimde bulunmak, karanlığa bir ok atmak istedi. İmam Hüseyin’den izin aldıktan sonra her şeyi göze alıp direkt Ömer Saad’ın çadırına gitti. Selam vermeden geçip oturdu.

Ömer Saad, selamsız oturmasına kızarak, bizler Müslüman değil miyiz, neden selam vermiyorsun, diye tepki gösterince: Allah Rasulü’nün evlatlarını öldürmeye niyetlenmişsin ve kurdun kuşun içtiği suyu, susuzluktan ölmekte olan o insanlara yasaklamışsın, buna rağmen Müslüman olduğunu mu sanıyorsun?

Ömer Saad başını aşağı eğdi. Bureyr, Ömer Saad’a bazı nasihatler verdi ancak Ömer Saad’ın aklında sadece Rey valiliği, Rey’in yemyeşil bahçeleri ve kömür gözlü kadınları vardı. Dünya sevgisi gözünü kör, kulağını sağır etmişti. Rey diyarının valiliğinden vazgeçmeyeceğini açık açık söyledi. Bureyr de umutsuzca geri döndü.

Baldan Tatlı Ölüm

İmam Hasan’ın oğlu Kasım’ın bu son gecede aklında bir soru vardı. Amcası yarın şehit olacaksınız derken kendisini de kast etmiş miydi yoksa onu daha çocuk olarak mı görüyordu. Dayanamayıp amcasına sordu:

– Amca yarın ben de şehit olacak mıyım?

– Ölümü nasıl görüyorsun Kasım?

– Baldan daha tatlı!

– Evet yavrum, yarın sen de şehit olacaksın.

Gece ilerliyordu. İmam Hüseyin’in çadırları son gecesinde huşu içinde Kuran okuyanların, rükû ve secde edenlerin, Rabbi ile yürekten son kez münacat edenlerin sesi ve nefesliye adeta bir cennet bahçesine dönüşmüştü. Rabbine kavuşmadan önce kılınan gece namazları, okunan Kuranlar, edilen dua ve yakarışlar… Onlar bu gece şehadetin sabahına uyanmayı bekleyen yiğitlerdi.

Hayata bakışları hiç bu kadar berrak olmamıştı belki de. Fani dünyaya karşı bütün bağlarını bu kuru çölün susuz topraklarına gömüp yemyeşil cennetlerde ağırlanmanın saadetine kanat açacaklardı. Bir korkuları vardıysa eğer o da ölüm değildi, şehadet yolunda adımlarının titremesiydi. Onlar ölümü de ölüm korkusunu da yenmiş olan nefisle cihad kahramanları idiler. Çok iyi savaş bildikleri, çok iyi at binip ok fırlattıkları için değil, şeytanın ve nefsin hileleriyle çok iyi baş ettikleri için buradaydılar ama nefis ve şeytan hilelerinden hiç vazgeçmezdi, yarın da vazgeçmeyecekti. Nefisle mücadelede işi gevşek tutan, her an kendini Yezid’in safları arasında bulabilir. Zaten insanı

Yezidî yapan nefsin hilelerine aldanmak; Hüseynî yapan da nefsin hilelerine karşı dikkatli olmak değil midir?

Öyleyse o son gecede dahi korkmak lazımdı, nefsin hilelerinden, şeytanın şerrinden. Kurtuluş gemisine binmişken, son anda inmek ne büyük bir kayıp olurdu değil mi?

 


28- Taberi Tarihi, c. 5 s. 418; Bilazeri, Ensab ul’eşraf, c. 3 s. 378

29- İmam Hüseyin’in ashabının sözleri Taberi Tarihi c. 5 s. 419 ve 420. safalarda
zikredilmiştir.

30- Ravendi, el-Haraic ve el’Ceraih, c. 2 s. 848

31- Mukarrem, Dem’at us’Sakibe c. 4 s. 273